1. Gün
1.Gün Tur Güzergahı
Tur Rehberimiz ile karşılaşacağımız Özdilek Alışveriş Merkezi önüne doğru yola çıkıyoruz. Erken saat olması nedeniyle Araç içerisinde sıcak içecek ve yanında küçük ikramımızın olacağı servisimiz Tur lideri arkadaşımız tarafından yapılıyor.
Antalya karşılaşma noktamızdan sonra, Günün ilk zamanlarını geçireceğimiz Olimpos Antik Kentine doğru yola çıkıyoruz. Olimpos yerel restoranlarında vereceğimiz Kahvaltı molasından sonra, Rehberimiz ile Olimpos Antik Kenti ziyaretimiz için yürüyüş rotasına başlıyoruz.
Olympos, Antalya’nın güney sahillerinde, Phaselis’ten sonra ikinci önemli liman kentidir. “Yüksek dağ” anlamına gelen adını, on altı kilometre kuzeyindeki, Torosların batı uzantılarından biri olan Tahtalı Dağı’ndan alır. Kesin kuruluş tarihi bilinmemekle birlikte MÖ 167–168 yıllarında basılan sikkelerde adı geçen Olympos, Likya Birliği’nde üç oy hakkına sahip altı şehirden biridir. Kentin kalıntıları, Antalya’nın Kemer ilçesinde, Beydağları Sahil Milli Parkı sınırları içinde yer almaktadır.
Olympos, Likya Birliği'nin önemli yerleşim merkezlerinden biri olarak kabul edilir. Komutan Servilius İsauricus, Helenistik dönemde kurulan bu şehri korsanlardan temizleyerek MÖ 78'de Roma topraklarına katmıştır. Kent, bugün Yanartaş olarak bilinen, kendi kendine sürekli yanan ateşiyle ün kazanarak önemli bir dini merkez olmuş; bu önemini Roma ve Bizans dönemlerinde de aynı şekilde sürdürmüştür.
Kentin günümüze ulaşmış kalıntılarının çoğu orman içinde, ağaç ve çalılarla örtülü olup Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine aittir. Bu kalıntılar genellikle doğudan batıya doğru, hızla denize akan bir ırmağın ağzında ve her iki yakasında yer alır. Antik dönemde kenti ikiye bölen nehir yatağı bir kanal içine alınarak her iki yakası da iskele olarak kullanılmış ve bir köprü ile birbirine bağlanmıştır. Bugün, köprünün bir ayağı yerinde durmaktadır. Nehir ağzına yakın bir yerde konumlanan küçük ve dik akropolde, geç dönemlerden kalma yapı kalıntıları bulunmaktadır. Nehrin güney kıyısındaki Helenistik temelli ve Roma onarımla küçük tiyatro oldukça harap olup girişin sadece bir yanı iyi korunmuş durumdadır.
İç duvarları yer yer freskolarla süslü Bizans kilisesi, alandaki en anıtsal kalıntıdır. Şehrin görülebilir bir diğer önemli yapısı, nehir ağzının batısında yer alan tapınak kapısıdır. Kapının İon düzeninde küçük bir tapınağa ait olduğu bulunan mimari parçalardan; Roma İmparatoru Marcus Aurellius (MS 172–173) adına yapıldığı ise kapı önündeki heykel kaidesinden anlaşılmaktadır.
Kalıntılar arasında en ilginci ise Antalya Müzesi'nce yürütülen kazılarla gün ışığına çıkarılmış olan Kaptan Eudomus’un Lahdi'dir. Nehir ağzının hemen yanındaki kayalığın oyuğunda yer alan lahit, hem duygu dolu şiirsel ithaf yazıtında kaptanın adını vermesi hem de uzun kenarındaki gemi kabartmasında geminin şeklini resmetmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Olympos Antik Kenti ve civarı, ünlü Likya Yolu yürüyüş güzergahının 7,5 kilometrelik bir etabını oluşturur. Olympos’un doğusunda, sahilden üç yüz metre ileride Caretta caretta kaplumbağalarının yumurta bıraktığı muhteşem kumsalı ve pek çok bitkinin yaşadığı sahil kumulları ile ünlü olan Çıralı yerleşimi yer alır. Kentin birkaç kilometre güneybatısında ise sönmeyen ateşiyle efsanelere konu olan Yanartaş bulunmaktadır.
Olympos, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne önerilen “Likya Uygarlığı Antik Kentleri” (2009) arasında yer almaktadır.
Olimpos Antik Kenti ziyaretimizden sonra Demre’ye doğru yola çıkıyoruz.
İlk durağımız Kekova adası için tekne turu. Yaklaşık 2 saat sürecek koyların gezimi sırasında öğle yemeğini teknede yiyeceğiz(salata-patates kızartması-balık veya tavuk)
Antalya’nın Demre ilçesinde yer alan Kekova, bir şehir veya antik kentten ziyade bir alanın adıdır. Bölgeye adını veren Kekova, bölge içindeki en büyük adadır. Kekova Adası, kıyıya yapışık bir boğaz oluşturarak uzanmaktadır. Antalya'nın yaklaşık 200 kilometre batısında, Fethiye'nin ise 250 kilometre doğusunda yer alır. Kekova, pitoresk adalar ve çok sayıda koydan oluşan bir topluluktur. Tüm alan Likya döneminden kalma antik kalıntılar ile doludur.
Kekova Adası'nın etrafını çok sayıda batık kent çevrelemektedir. Bölge Likya yazısı ile yazılmış kitabeli mezarlar, kıyıda su içinde Likya tipi lahitler, mendirek ve yapı kalıntıları, Orta Çağ kalesinin içinde kayaya oyulmuş tiyatro, kaya mezarları, su sarnıçları, kuzeyde lahitlerden ve az sayıda kaya mezarlarından oluşan nekropol sahası ile hemen yanı başındaki arkeolojik Üçağız (Theimiussa) ve Kaleköy (Simena) yerleşmeleriyle zengin bir tarihi mirasa sahiptir.
Kültürel özelliklerinin yanı sıra Kekova çok önemli jeolojik oluşumlar, oluklu kıyı hattı, hidrobiyolojik özellikler ve bitki örtüsü ile eşsiz bir doğal güzelliğe sahiptir. Tarihi, kültürel ve doğal özellikleri ile dünya mirası olarak önerilmekte olan Kekova, 2000 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesinde yer almaktadır.
Kekova tekne turundan sonra Aracımıza binerek Demre aziz Nikolas Kilisesi ziyareti için yola çıkıyoruz.
Kaş-Finike arasındaki Myra, Aziz Nikolas'ın piskoposluğu sayesinde ününü Orta çağ boyunca sürdürdü. Likya Konfederasyonu’nun üç oy hakkına sahip altı önemli şehri arasındaki Myra, ismini kurulduğu Myros Nehri’nden (Demre Çayı) aldı. Şehrin su ihtiyacı, Demre’nin kenarında kayalara oyulmuş kanal sistemiyle sağlandı.
Şehre hayat veren Demre Çayı, pek çok antik kentte olduğu gibi, zamanla getirdiği alüvyonlarla kentin sonunu hazırladı.
Myra M.S. 7. yüzyıldan M.S. 9. yüzyıla kadar süren Arap akınları sonunda 809’da zapt edilerek önemini yitirdi. En parlak zamanıysa M.S. 408-450 arasında 2. Theodosius zamanında yaşadı. Bu dönemde Likya’nın “metropolis”i yani başkenti oldu ve Çayağzı bölgesindeki Andriake liman kentiyle denize uzanarak ticaretle öne çıktı.
Likya Konfederasyonu’na ait sikkeler arasında Myra adına basılanlar da bulundu. “Yüce Ana Tanrıça’nın yeri” anlamına da gelen Myra’nın sakinleri ana tanrıça Artemis’e inanıyordu. Sikkelerde Artemis, Anadolu’nun en eski tanrıçası Kybele formunda temsil ediliyor.
Yukarıda kaya mezarları üstüne kurulan şehrin antik tiyatrosu, aşağıya doğru genişliyor. İki yanındaki ve nehir nekropolündeki mezarlar üstündeki kabartmaları görülmeye değer. Roma dönemine ait bu görkemli tiyatro, günümüze sağlam ulaşan az sayıdaki antik tiyatrolardan biri olma özelliğini taşır.
Demre ziyaretimizin sonunda, sabahın ilk saatlerinden itibaren sürdürdüğümüz bugün ki turumuzun son aşaması olan konaklama yapacağımız Kaş’a doğru yola çıkıyoruz.
Akşam yemeği Otelde.
Konaklama Club Barbarosso Hotel.
2. Gün
2.Gün Tur Güzergahı
Otelde yapacağımız sabah kahvaltısı sonrası Kaş merkeze doğru yol alıyoruz.
Antik kent Antiphellos'un üzerine kurulu olan Kaş merkezi, 1800'lü yılların sonuna doğru Meis'te yaşayan bazı Rum ailelerin kurdukları evler ile bir yerleşim merkezi haline gelmiş. 80'li yıllara kadar küçük bir balıkçı kasabası görünümündeymiş. Önce yabancı sonra yerli turistin keşfetmesi ile birlikte alternatif bir tatil kasabası olmuş. Alternatif kalmasının en büyük sebebi araba yoluyla gelmenin çok zor olmasıymış.
Kaş Merkezinde yaklaşık 1 saat süren yürüyüş turumuzdan sonra Kalkan’a doğru yol alıyoruz. Kaş’a 25 km uzaklıkta bulunan Kalkan, Kaş'ın bir mahallesi sayılıyor. Meis'te yaşayan Rumlar tarafından kurulan yerleşim, 1920 yılına kadar 'Kalamaki' ismini taşımış.
Düzenli, temiz, korunmuş bir havası var Kalkan'ın. Hepsi boyalı, bakımlı tarihi Rum evleri otel, restoran ve dükkân olarak kullanılıyor. Eski Rum evlerinin arasından, trafik olmayan dar sokaklardan yürüyerek deniz kenarına inmelisiniz. Ara sokaklarda çok sempatik birçok kafe ve restoran bulunuyor. Yürürken karşınıza çıkacak cami, kiliseden çevrilmiş. 1800'lü yıllarda yapılmış kilisenin çanı sokaklardan birinde sergileniyor.
Kalkan’da vereceğimiz çay-kahve molasından sonra Patara Antik Kenti ziyaretimiz için yola çıkıyoruz.
Patara Antik Kenti, Fethiye-Kalkan arasında, bugünkü Gelemiş köyünde yer almaktadır. Likya'nın en önemli ve en eski şehirlerinden biridir. Xanthos Vadisi'nde denize açılabilecek tek yer olması nedeniyle tarih boyunca önemli bir kent olma özelliğini her çağda devam ettirmiştir. Kentin adı, MÖ 13. yüzyıla ait Hitit metinlerinde Patar olarak geçer. Likya dilindeki yazıt ve sikkelerde ise Patara olarak görülür. Kentin tarihi, Demir Çağı öncesine kadar uzanmaktadır.
Patara, MÖ 3. yüzyılda Ptolemaios egemenliğine girerek Likya'nın önder kenti durumuna gelmiştir. MÖ 2. yüzyılın başında Likya'nın Seleukos Krallığı tarafından kontrol edilmeye başlamasıyla Patara, Likya'nın başkenti gibi kabul görmüştür. Bu durum Patara'nın Roma'ya karşı özerkliğini ve Rhodos'a karşı bağımsızlığını kazandığı MÖ 167-168 yılında resmileşmiş ve Patara Likya Birliği'nin başkenti olmuştur. Başkentte Helenistik dönemde inşa edilen meclis binası ve tiyatro gibi anıtsal yapılar, bu tarihsel süreçle paralellik gösterirler. Roma egemenliğine geçtikten sonra da önemini yitirmeyen Patara, Roma valiliklerinin adli işlerini gördüğü bir merkez olmasının yanında Roma'nın doğu eyaletleriyle bağlantı kurduğu bir deniz üssü olarak da önemini korumuştur. MS 43 yılında Likya, Roma eyaleti olurken; MS 74'te ise Likya ile Pamphylia birleştirilerek tek eyalet haline getirilmiştir. Patara'nın başkentliği bu süreçte de devam etmiştir.
Patara Antik Antik Kenti ziyaretinden sonra, Patara Plajında kendimizi serin sulara bırakacağımız ve öğle yemeği yiyeceğimiz mola arası veriyoruz.
Moladan sonra Xanthos Antik Kentine doğru yol alıyoruz.
Likya kentleri içinde önemli bir yere sahip olan Xanthos (Santos), Kaş'a 40 km uzaklıkta. Likya medeniyetinin ilk dönemlerinde başkent olduğu biliniyor. Bölgede en erken kazıya başlanan (1950) antik kent olan Xanthos, 1988 yılından beri UNESCO Dünya Kültür Mirasları Listesi'nde yer alıyor.
Tarihçi Heredot anlatımlarında Xantos'da geçen bir olaya yer vermiş. M.Ö. 545 yılında Pers imparartoru Harpagos önderliğindeki ordunun saldırısına karşı koyamayan Xantos savaşçıları, teslim olmamak için geri döndüklerinde aileleri ile tüm şehri ateşe verirler. O sırada şehrin dışında olan 80 aile geri dönüp, yeni göçmenlerle birlikte şehri tekrar kurarlar.
Büyük İskender'in Likya'yı ele geçirmesi ile başlayan Helenistik döneme kadar önemini koruyan şehir, daha sonra Patara'nın başkent olması ile geri planda kalmış. Bizans döneminin sonuna kadar varlığını koruyan şehirde, farklı dönemlerden kalma surlar, akropol, kilise, hamam, tiyatro yapıları ve anıtlar görülüyor. Xantos'un anıt mezarları dünyaca ünlü. Çünkü 1842 yılında İngiliz gezgin Sir Charles Fellows tarafından İngiltere'ye götürülmüş. Nereidler Anıtı, Harpy Anıtı ve Pavaya Lahdi hala British Museum'da sergileniyor.
Ziyaretimizin ardından konaklama yapacağımız Fethiye’ye doğru yola çıkıyoruz.
Akşam yemeği otelde.
Konaklama Fethiye Ata Park Hotel.
3. Gün
3.Gün Tur Güzergahı
Sabah kahvaltısını otelde yaptıktan sonra, Fethiye merkeze doğru hareket ediyoruz.
Fethiye, Türkiye'nin güneybatısındaki Turkuaz Sahili'nde yer alan bir liman kenti ve ilçesidir. Doğal limanı, masmavi suları ve şehrin tepesindeki bir uçuruma oyulmuş MÖ 4. yüzyıla ait Amynthas Türbesi de dahil olmak üzere çok sayıda kaya mezarıyla ünlüdür. Kıyıya yakın adalar, tekneyle günübirlik geziler için popülerdir. Güneyde, Ölüdeniz plajı bir lagünle korunmaktadır ve Kelebek Vadisi belirlenmiş bir doğa rezervidir.
Fethiye merkez ziyaretimizin ardından dönüş yoluna doğru Amynthas Kaya Mezarları ziyareti için yola koyuluyoruz.
Amynthas Kaya Mezarları- Muğla
Kaya Mezarlarının tümü Helenistik dönemde yapılmış dolayısıyla Fethiye'nin yaşadığı tüm medeniyetlere tanıklık etmiştir. Bu mezarlar, döneminde soyulmuşlar ve hristiyanlık döneminde de en büyük fiziki zararları görmüşlerdir.
Dik kayalık yamaç üzerine oyularak yapılmış üçü tapınak tipinde, diğerleri sivil mimari örneklerini yansıtan birçok kaya mezarları bulunmaktadır. Üç tapınak tipinden biri olan ve halk arasında “Kral Mezarı” olarak bilinen bu mezar diğer iki mezara göre nispeten daha sağlam kalmıştır. Doğu ante duvarının orta bölümündeki “Hermapias Oğlu Amintas” yazısı nedeniyle Amintas Mezarı olarak isimlendirilmiş olan ve MÖ 4. yüzyıla tarihlenen İon düzenli in antis (anteler arasındaki iki sütunun bulunduğu tapınak tipi) planlı bir tapınağın ön cephesinin kayaya yansıtılmış biçimidir.
Mezar odasına açılan bölümde, dört ana panele ayrılmış kapı tasviri vardır. Odanın iç kısmında düz ve kaba işlenmiş bir tavan ve üç adet kline bulunmaktadır. Şehrin simgesi olan Amintas Kaya Mezarı ve hemen doğusunda aynı dik yamaç cephesindeki diğer mezarlar Likya Bölgesi’nin metal ve ahşap işçiliği hakkında bilgi veren en iyi örneklerdir.
Ziyaretimizin sona ermesinden sonra Antalya’ya doğru yola çıkıyoruz. Antalya’ya varmadan yol üzerindeki yöresel restoranların birinde öğle yemeği molası veriyoruz.
Yemek molasından sonra Antalya buluşma noktamız Özdilek alışveriş Merkezinin yolunu tutuyoruz. Bu noktada Antalya misafirlerimizi transfer araçlarına bindirerek biz Alanya varış yolumuza devam ediyoruz.
Turun sonu. Bir dahaki turumuzda buluşmak üzere iyi günler temenni ediyoruz.